Sık Kullanılanlara Ekle |  Reklam  |  İletişim
  Röportaj 
  Yaşama sarılmak için tek kol da yeterlidir!
Yaşama sarılmak için tek kol da yeterlidir!
 
   

     Henüz dokuz yaşındayken bir tren kazasında sol kolunu kaybetti. Yaşama tek kolla tutunmayı, birçok insanın mücadeleden vazgeçebileceği koşullar karşısında pes etmemeyi çok genç yaşta öğrenmeye başlayacaktı…
     Bir gün okulda atletizm seçmelerinin yapıldığını gördü. Soluğu yanında aldığı öğretmeni Canpolat Pamay’a, “Ben koşmak istiyorum” dedi. Bu cümleye soru anlamı katan çekimserliğini yerle bir eden, ona güç veren yanıtı duydu: “Tabii Kemal koş!”
     O gün başladı koşmaya… Ve başarısı olimpiyatlara kadar uzandı…




     Zonguldak’ta 1960 yılında dünyaya gözlerini açtığında, hiç kuşku yok ki, her anı mücadele içinde geçecek, ilk zorlu maratonuna başladı Kemal Özdemir; yaşamına… Tarlasuyu da denilen Osmançeri’de geçen çocukluğu, diğer çocuklarınkinden çok da farklı değildi. Haylaz ama sevimli bir çocuktu. Yardımseverdi de… Mahalledeki teyzelerin çarşı-pazar dönüşü torbalarını taşır, arkadaşlarıyla yardım ederlerdi. Onu diğer çocuklardan farklı kılacak, yaşamının akışını etkileyen olayı yaşadığında ise, henüz 9 yaşındaki bir ilkokul öğrencisiydi.
     1960’ların küçük kömür kenti Zonguldak’ta, arkadaşlarıyla çocuk bahçesine gittiler. İlkokullu Kemal ve arkadaşları oyuna dalınca zaman su gibi akıp gitmiş, karanlığa kalmışlardı. Eve yetişme telaşıyla koştururken, Üzülmez Deresi’nin yanındaki vagon fabrikası alanında bir tren kazası geçirdi. Sonrasını hatırlamadı; uyanıp kendine geldiğinde sol kolunu kaybettiğini gördü…

     “İÇİMDE HER ZAMAN FIRTINALAR KOPARDI”
     O günleri anlatırken, “Zonguldak benim için çok özeldir. Zonguldak’ı unutmam mümkün değil. Çünkü en başta kolumu Zonguldak’ta demiryolunda kaybettim.” diyor ve devam ediyor: “Dokuz yaşında kolu kesilmiş bir çocuk düşünün. Bu adam ne zaman ayakkabısını bağlamayı öğrenir ki? O yaşlarda öğrenir. Pek çok şeyi tek kolla öğrenmeye ve yapmaya başlar. Ben solaktım, sol elimle yazıyordum. Kazadan sonra, sol kolumu kaybettim. Yeniden pantolon giymek, yeniden çorap giymek, yeniden ayakkabı bağlamak ve yazmak… Her şeyi buna göre yeniden öğrenmem gerekti. Ama o süreçte, kocaman adam olmak, her şeyi kendim yapabilmek için çok çabuk büyüdüm. Çünkü annem ayakkabılarımı bağlıyordu. İzin vermedim. Çünkü ne zamana kadar bağlayacaktı? Ne zamana kadar gömleğimi giydirecekti? İzin vermedim ve kısa sürede bunları yapabilmeyi öğrendim. Yaşam öğretti…”
     Kazadan sonra, toparlanması zaman aldı. Kolay değildi ve kolay olmadı: “En yakın dostum annem ve radyomdu. Ve kendi içimde her zaman fırtınalar kopardı. Ama onu dışarıya hiç yansıtmadım. Hep isyankar bir yanım oldu. ‘Yapamazsın’ dediklerinde yapmaya çalıştım. Ama asla da yapamayacağım bir işe girmedim. O dönemlerde çok ezilmiş ve bir ara eve kapanmıştım. Ama o süreç bir yandan da iyi oldu. Çünkü daha fazla kitap okumaya başladım, daha fazla radyo dinlemeye başladım. Dünya Klasiklerini okudum.”



     “BEN KOŞMAK İSTİYORUM” DEDİ…
     Orta halli bir ailenin çocuğuydu. Ama daha fazla kitap için, daha fazla paraya gereksinimi vardı. Kitap ve spor malzemeleri alabilmek için, okuldan arta kalan zamanlarında çalışmaya başladı. Simit sattı, su sattı, sakız sattı: “Zonguldak esnafı, devlet erkânı, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar beni iyi tanırlardı. Çünkü oralarda simit satardım.”
     Zonguldak’ın denizini de hiç unutmadı. Çünkü kaza nedeniyle kolu kesildikten sonra öğrendi yüzmeyi… Herkes yüzerken, kıyıda oturuyordu. “Ben neden yapamıyorum” diye düşündü. Deneyecekti… Tek başına bir günde yüzmeyi öğrendi. Spordaki ve hatta yaşamındaki en büyük adımı attığında, lise günlerindeydi: “Spordaki kırılma noktam Mehmet Çelikel Lisesi’yle oldu. Atletizm için seçmeler vardı ve ben de okulumuzun hem Beden Eğitimi Öğretmeni hem de Müdürü olan Canpolat Pamay hocamızın yanına gittim. ‘Ben koşmak istiyorum.’ dedim. ‘Tabii Kemal koş.’ dedi. Onun bu sözlerinden sonra seçmelere katıldım ve çok başarılı oldum. 1976-1977 eğitim yılında ilk lisanslı sporcu olarak Çelikel Lisesi formasıyla Fener’de koştum ve yarışta dokuzuncu oldum. Can Hocam yanıma geldi, ‘Gözüne bir şey oldu’ dedi. Ben ne oldu diye bakınırken geldi ve gözümden öptü. Bu olayı hiç unutamam. Canpolat Pamay’ın benim yaşamımda büyük rolü vardır. Eğer orada ‘Hayır koşamazsın’ deseydi, ben belki bugün burada olmayacaktım. ‘Koş’ dedi ve koştuk!..”



     BALKAN İKİNCİSİ OLDU, PEKİN’DE OLİMPİYATLAR’A KATILDI
     Kemal Özdemir, 1987 yılından itibaren Zonguldak’ta atletizm antrenörlüğü yaptı. Kros takımı kurarak okullarda atletizmi çocuklara sevdirmek için çaba gösterdi. Sonra yasalardan faydalanarak Marmara Üniversitesi’nin spor akademisini kazandı ve oradaki en yaşlı adam olarak spor akademisine devam etti. Hiç aksatmadan, okulu dört yılda bitirdi. Sporla bağını hiç koparmadı. 2006’da, Bedensel Engelliler Federasyonu’nda bir milli atlet olmanın yanı sıra, Bedensel Engelliler Milli takımının antrenörü de oldu.
     İstanbul Üniversitesi Spor Akademisi’nde öğretim görevlisi ve Deniz Harp Okulu’nda baş antrenör olarak görev yaptı. Normal maratonlarda, sağlıklı sporcularla yan yana yarışan Koşan Adam, 2006 Hollanda Dünya Şampiyonası’nda maratonda altıncı, 2007’de Çek Cumhuriyeti’nde 5000 metrede birinci, 2008 Pekin Paralimpik Olimpiyat oyunlarında yarışan tek Türk atlet olarak on üçüncü oldu: “Dünyada tüm sporcuların hayali, olimpiyat koşmaktır. Bunu başarmak çok güzeldi. Atina’da Balkan ikinciliğim var. Oradaki tek engelli bendim ve 300 atlet arasında ikinci oldum. Kadere ve tesadüflere inanmıyorum. Her şeyin bir nedeni vardır. Üniversitede okurken koşmam gerektiğine inandığım için işyerime koşarak gidiyordum. Paralimpik oyunlar çıkınca, bu çalışmalarımın karşılığını aldım ve olimpiyat barajını çok rahat geçerek olimpiyatlarda koştum.”
     Zonguldak’ta 34 yıl boyunca atletizme ve spora hizmet eden Milli Sporcu Kemal Özdemir, bugün halen Deniz Harp Okulu Atletizm Antrenörlüğü görevine devam ediyor. Akademisyen, antrenör ve sporcu olarak gençleri yetiştiren Özdemir, Türkiye’nin engelliler ve spor konusunda ise çok geride olduğunu belirtiyor: “Hükümetler, bakanlar, federasyonlar gelip geçiyor, bir yığın engelliler derneği kuruluyor, tıp ilerliyor ama Türkiye’de hala aile eğitimi olmadığı için bunların hepsi havada kalıyor. Engelliler konusunda önce anne-babayı eğitmek gerekiyor. Çünkü üzerinde çalıştığım engelli çocukların anne-babalarının çocuklarından kuşku duyduğunu görüyorum. Çocuklarının tek başına ayaklarının üzerinde nasıl durabileceğini, hangi mesleği yapabileceklerini düşünmelerini istiyoruz. Bunun için de bir proje hazırlığı içerisindeyiz.”



     “ÖTEKİ OLMADIĞIMI ÖĞRETMENİM SAYESİNDE ANLADIM”
     Protez destekleriyle, engellilerin yaşamlarına ‘asıl dokunuş’un yapılamayacağını savunan Kemal Özdemir, nedenini de açıklıyor: “Para bir yerde önemini yitiriyor. Toplum olarak seferberlik içerisinde olmalıyız. Bu sadece yasalarla düzelecek bir şey değildir. Yasayı uygulayamazsanız, asla başarılı olamazsınız. Çözümün temeli, empati kurmaktan geçiyor ve tüm bunları sevgiyle gerçekleştirmemiz gerekiyor. İnsanlar ancak bir kaza sonucu engelli olduklarında, engellileri anlayabiliyorlar. Kaza geçirmeden de, engellilerin de olduğunu, engellilerin olduğu bir toplumda yaşadığımızı, engellilerin ötekileştirilmemesi gerektiğini anlayamaz mıyız? Ben öteki olmadığımı Canpolat Pamay ile birlikte öğrendim ama cesaretlendirilme anlamında herkes benim kadar şanslı olmayabiliyor.”

     ‘KOŞAN ADAM’DAN ‘YÜZEN ADAM’A
     Koşan Adam Kemal Özdemir, olimpiyatlardan sonra sosyal projelere yöneldi. 2011’de Likya Maratonu’nda TEMA adına koştu ve ‘Her adımda bir fidan’ kampanyasıyla 6 günde, bir orman kurulabilecek kadar bağış toplanmasını sağladı. Geçtiğimiz yıl ise, Deniz Temiz Derneği (TURMEPA) ile ortak hareket ederek, ‘Her Kulaç Denize Bir Nefes’ kampanyasını başlattı. Çevre ve özellikle de deniz kirliliğine dikkat çekmek için önce İstanbul Boğazı’nda sonra İzmir Güzelbahçe’de, ardından da Antalya’da kulaç attı. Kampanya, Kemal Özdemir’in Çanakkale ve Zonguldak ayaklarını da gerçekleştirmesiyle tamamlamış olacak: “Zonguldak’ı ve dostlarımı unutmuyorum. Ama Zonguldak’ın kirliliğini de asla unutmuyorum. Umarım bu yıl Temmuz ayında Zonguldak’ta yüzünce denizlerimizin ne kadar kirlendiğini ‘Her Kulaçta Bir Nefes’ projemle orada anlatarak ifade edeceğim. Ve umarım Zonguldak Limanı’na bir çare bulunur.”




(Bütün Dünya’nın Mayıs sayısında yayımlanmıştır)
(Sabriye AŞIR) Bu haber 1310 kez görüntülenmiştir.
Bu haber ile ilgili fotoğraflar
 
Bu haber ile ilgili video
 
Yorumlarınız
 » Sen bu röportajla yine ödül alırsın. Tebrik ederim. -   Hakan T. / 01 Mayıs 2013- 09:49
 
IP   54.198.134.104  
Ad Soyad*
Yorum*
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu  
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.  
 
 Günün Diğer Gelişmeleri
23 Nisan 2018
Kdz. Ereğli Belediyesi’nin turizm konusunda toplumdaki farkındalığı arttırmak, turizm bilincini oluş..
23 Nisan 2018
Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde otomobille motosikletin çarpışması sonucu iki kişi yaralandı. Yaralıla..
22 Nisan 2018
Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde devrilen vincin sürücüsü yaralandı...
22 Nisan 2018
Kdz. Ereğli’de, Kdz. Ereğli Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü ile Ören İlk-Orta Okulu’nun ..
22 Nisan 2018
Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde başka bir araç tarafından sıkıştırıldığı iddia edilen kamyonet devrild..
21 Nisan 2018
Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde, Tat Metal A.Ş. ile şirkette yetkili Türk Metal Sendikası arasındaki 2..





 
Anasayfa | S�k Kullan�lanlara Ekle | Yay�n �lkeleri | K�nye | Reklam | Facebook | Twitter | �leti�im
ereglibulteni © 2012-2017 Tüm Hakları Saklıdır