Sık Kullanılanlara Ekle |  Reklam  |  İletişim
  Röportaj 
  “Ocağın patlayacağını 6-7 ay önceden biliyorduk!”
“Ocağın patlayacağını 6-7 ay önceden biliyorduk!”
 
   

     Salih Kılavuz…
     Bugün 58 yaşında.
     Önce babası gelmişti Ordu’dan Zonguldak’a… Maden ocağında işe başlayan babası, daha sonra eşi ve çocuklarını yanına almıştı. Yıllar sonra, oğlu da yine Zonguldak’ın maden ocaklarında çalışmaya başladı tıpkı babası gibi…
     7 Mart 1983 günü Armutçuk Maden Ocağı’nda grizu patlaması meydana geldiğinde, 27 yaşında genç bir maden işçisiydi… O gün neler yaşadığını anlatırken, halen ürperdiğini, tüylerinin diken diken olduğunu söylüyor. Kılavuz ve arkadaşları, facianın ‘geliyorum’ dediğini 1982 Ekim’inden itibaren hissediyorlardı. Çünkü ocakta olağandışı bir sıcaklık ve gaz birikimi vardı. Yalnızca tek soru vardı akıllarında: Bu ‘geliyorum’ diyen facia, hangi vardiyaya denk gelecekti?
     Üç vardiya çalışıyorlardı. Ve hemen hepsi, grizunun gündüz patlamayacağını tahmin ediyorlardı. Çünkü gündüz vardiyasında, tüm amir ve mühendisler de ocaktaydı. Ocağın o buhranlı günlerinde, kızı daha dünyaya gelmemişti, iki oğlu babalarının bacaklarına sarılıyorlardı, ‘Baba gitme, ne olur’ diyorlardı… Yine de onlar için gitmek zorunda kalıyordu her gün Salih Kılavuz…
     Tıpkı Soma’da çalışan maden işçilerinin anlattıkları gibi, o günlerde Kılavuz ve arkadaşları da sürekli olarak daha fazla üretmeye zorlanıyorlardı.
     Ve 7 Mart 1983 günü…
     Günlerden Pazartesiydi…
     O ‘ne zaman patlayacak’ diye düşündükleri grizu, Salih Kılavuz’un çalıştığı vardiyada patladı… Bir alev topu, ocağın koridorlarında, Kılavuz ve arkadaşlarının etrafını sardı. Kılavuz, bu alev rüzgârında bir yaprak gibi savruldu ocağın koridorlarında… Sağa sola çarpa çarpa… Kaçacakları yer yoktu. Toparlanmalarına imkân kalmamıştı ki, ikinci bir patlama daha oldu. Bu kez her yeri bir toz bulutu sardı. Yere düştüğünde, göz gözü görmüyordu ve zaten gözlerini açabilecek dermanı bile bulamıyordu.
     ‘Ölüyorum’ diye düşündü, kendinden geçti…
     Birinin onu dürtmesiyle ayıldığında, bu kez de korkudan gözlerini açamıyordu. ‘Öldüm mezardayım, sorgu meleği geldi bana sual soracak’ diye düşünüyordu. Bir süre direndi ama sonunda ‘Artık ne soracaksa sorsun da ben de gideceğim yere gideyim’ dedi ve gözlerini aralamaya çalıştı…
     Yaşıyordu…
     Başka bir madencinin üzerine düşmüştü, koridordaki sitim borusundan sızan temiz hava, önce onun üzerine düştüğü madenci arkadaşının uyanmasını sağlamıştı. Ayılan arkadaşı, kalkabilmek için onu da uyandırmaya çalışıyordu… Kalktı, sitim borusunu eline alıp, halen yerde yatan arkadaşlarına da temiz hava ulaşması için çevresinde gezdirdi. Orada çaresizce yerde yatan arkadaşlarına bakarken, iki elini havaya doğru kaldırıp, “Allah’ım” diyordu, “Şurası yarılsa da, bir kuş olup yükselsem, gökyüzüne doğru çıksam buradan… Çocuklarıma kavuşsam…”
     Bulundukları noktada 35-36 arkadaşı vardı, arkadaşlarının birçoğunu kazada kaybetti. Faciadan kurtulan 18 kişiden birisi oldu Salih Kılavuz… Birlikte çalıştığı arkadaşlarının cansız bedenlerinin arasından geçerek, ocaktan yaralı olarak çıkarıldı ve hastaneye götürüldü. Yüzlerce işçinin çalıştığı madeni barındıran Kandilli beldesinde, iki doktor görevliydi o günlerde… Doktorlara ulaşmak 4-5 saati buldu. İşçilerin cansız bedenleri, yaralı işçiler, kamyon kasalarında ve özel araçlarla hastanelere kaldırıldı…
     (Aradan geçen 31 yıldan sonra, bugünün Kandilli’sinde de, özel sektörle birlikte 2 bin civarında maden işçisi çalışıyor halen… Beldede görevli tek sağlıkçı, yalnızca akşam 5’e kadar görev yapan bir aile hekimi… Akşam 5’ten sonra, Allah’a emanetler… En yakın hastane, 17 kilometre uzaklıkta, ulaşım 30 dakika sürüyor…)

     Kılavuz, kazadan sonra yaşadıklarını Gazeteci Savaş Ay’a anlatınca, kazayı görmemiş arkadaşlarına bile 45’er gün izin verilirken, onu bir hafta sonra mesaisine çağırdılar. 19 yıl çalışıp, bugün emekli olduğu maden ocağındaki çilesi, o grizu ile sınırlı kalmayacaktı. Kazadan sonraki 7 yılı, oradan oraya sürgünlerle oldukça çileli geçti: “Ben ocakta çalıştım emekli oldum ama 7 yıl benim anamdan emdiğim süt burnumdan getirildi. Ekmeğimi oturup da yiyemedim.”
     En sonunda çareyi, iş ceketinin içine bir ‘ekmek cebi’ diktirmekte buldu. Eşine diktirdiği cebe ekmeğini koyuyor, bir yandan çalışırken ekmeğini koparıp karnını anca doyurabiliyordu: “Allah’a şükür kurtulduk, öldürmeyen Allah öldürmüyor. Ama çektiğim çile, eziyet, sürgün hayatı bitmek bilmedi.”
     Kazadan sonra, Bolu’daki Filiz Makarna’nın sahibi tarafından işçilerin ailelerine 100’er kilogram makarna gönderildi. Salih Kılavuz’un görüp göreceği yardım bu oldu. Gelen makarnanın 10 kilogramını evine ayırdı, kalanını eşine görev vererek mahalleliye dağıttırdı. Bu nedenle Soma’ya yapılan yardımların da yerine ulaşacağına inanmıyor, “Çünkü” diyor, “Bize gelen yardımlardan biz 5 kuruş faydalanmadık. Kim yedi bilmiyorum.”
     Bir hafta sonra yeniden madene indi: “İstersen inme… İki çocuk, bir hanım… İş yok.”
     Ali adında bir arkadaşı vardı…
     Kazadan dakikalar önce, madende konuştuğu arkadaşına başının üzerinde bulunan bir maden direğini göstererek uyarıyordu: “Ali oradan kalk, bak başına-maşına düşer, ölürsün.”
     “Aman Salih be” dedi, geçimden konuştukları arkadaşı Ali, “Nasıl olsa öleceğiz, ha bugün ha yarın…”
     Arkadaşı Ali’yi o gün grizuda kaybetti Salih Kılavuz ve hiç unutamadı arkadaşının son sözlerini…
     Bir de Kömür Çavuşu ile Şefi arasında geçen konuşmayı unutmadı…
     Facianın öncesinde Şefi arayan Kömür Çavuşu, “Şefim bu gaz değerinde çalışmamız sakıncalı” diye uyarıyor, “İşçiyi tahliye edeceğim” diyordu…
     Şefin yanıtı ise “O kadar grizu benim kıçımda da var” oluyordu…
     Ve bu konuşmadan 5-10 dakika sonra da, o patlama meydana geliyordu…
     Bu konuşmaya tanık olan santral operatörü ise, faciadan 2-3 ay sonrasına kadar Çavuş-Şef arasında geçen sözleri aynen anlatıyor; sonra da birden ‘unutuveriyordu.’
     Kazada yitirdiği arkadaşlarının ailelerinin hali perişandı Madenci Salih’in, yanı başında ‘Evim yarım kaldı, çocuklarım yetim kaldı’ diye bağırıp ağlayarak ölen arkadaşlarının kulaklarında yankılan son sözleri, ailelerinin feryatlarına karışıyordu…
     Hastanede ölenlerle birlikte sayının aslında 130’u bulduğunu biliyor, ancak kayıpların sayısı kayıtlara 103 olarak geçiyordu…
     Sorumlular cezalandırıldı mı dersiniz?
     Salih Kılavuz, “Ben kimsenin ceza aldığını ne gördüm, ne duydum” diye yanıt veriyor: “Müfettiş geldi, aynı Soma’daki gibi yiyip içtiler. Gelen müfettişler misafirhanede ağırlandılar. Raporlarını tutup gittiler. Ceza-meza yok. Ne cezası? Ceza, ödüllendirmek… Başka kurumlara atanmak, müdür olmak… Kimse cezaevine girmedi. Soma’da da aynısı olacaktır. Bir yıl bile yatmazlar, görürsünüz çıkarlar. Ben diyorum bir yıl, siz deyin 6 ay… Çıkarlar… Ama kimse duymaz…”


     Kazanın üzerinden yıllar geçti…
     Madenci Salih’in oğlu da, tıpkı dedesi ve babası gibi, madenin yolunu tuttu bir gün… Beş yıla yakın bir süre çalıştı özel ocaklarda… Çaresizlikten, başka bir seçenek olmayışından ötürü, ses edemedi oğluna Madenci Salih… Biliyordu ki, başka bir iş için, hatta artık TTK için bile torpil lazımdı. Şimdi ise işsiz…
     Madenci Salih, emekli oldu, bugün 1.450 lira emekli maaşı alıyor…
     Tüm yaşadıklarının bugünkü karşılığı 1.450 lira…
     Salih Kılavuz ise, maaşının değil, asıl zoruna giden şeyin çocuklarının işsiz olması olduğunu söylüyor. Devlet ona zam verse de, vermese de umurunda değil, yeter ki çocuklarına iş versin. Ölümle burun buruna çalışarak, evlerinde günlerce patates haşlamasına talim ederek 17 yıl okuttuğu çocuklarının kazandığı bir lokma ekmeğinin boğazından geçmemesine isyanı…
     Soma’da yaşanan facia için, “Bir ülkeyle savaşa giriyorsun da, düşman karşında düşmanı görebiliyorsun. Ama bu madende düşmanı göremiyorsun. Bu gizli düşman. Daha fazla üretim, daha fazla üretim diye yüklenmişlerdir ocağa… Sonra da katliam… Suçlu aranıyor. Kimse suçlu aramasın. Suçlu, üretim için ‘daha fazla, daha fazla’ diyenlerdir. Ocağın bir suçu yoktur.” diyor emekli madenci Salih Kılavuz ve ekliyor: “Soma için yapılan yardımların o mağdur işçilere ya da işçi ailelerine ulaşacağına inanmıyorum. Çünkü bizim zamanımızda da toplandı, bize beş kuruş veren olmadı. Görmedik, hiçbir şey alamadık. Nereye gitti, bilmiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devleti, sosyal devletiz demesin.”
     Madenci Salih’in “Nereye gitti bilmiyoruz” dediği o yardımların akıbeti, daha birkaç gün önce ortaya çıktı. 7 Mart 1983 grizusunun ardından Hürriyet Gazetesi 10 Mart 1983 tarihli sayısında bir yardım kampanyası başlatmış, şehit madencilerin ailelerine ve yaralı madencilere yardım çağrısında bulunmuştu.
     Yurdun dört bir yanından ulaştırılan bu yardımlar ise, dönemin Valisinin başkanlığında kurulan komisyonun kararıyla, oluşturulan bir fona aktarıldı. Babalarını 7 Mart 1983 grizusunda yitiren maden işçilerinin fark ettiği bu duruma göre, facianın mağdurları için toplanan para, mağdur ailelere dağıtılmamış, maden havzasında iş kazası geçiren tüm maden işçilerinin ailelerine maaş olarak bağlanmıştı. Üstelik fondan yararlanma konusunda da 10 yıl sınırlandırılması getirilmişti, 18 yaşını dolduran şehit madenci çocukları fondan yararlandırılmadılar. 1983 grizusunun şehit madenci çocukları, şu anda 13,5 milyon lira bulunan fonun, amacı doğrultusunda mağdur ailelere dağıtılması için yargı yoluna başvurdular. Fonun tasfiye edilerek 7 Mart 1983 grizusunda yaşamını yitiren ailelere paylaştırılmasını istediler. Yargı mücadeleleri devam ediyor…

YARIN: Madenciler Şaban Artırmak, Bayram Şahin ve Rasim Aslan’ın öyküleri ile Salim Çalık’ın anlattıkları...






(sabriye aşır) Bu haber 1206 kez görüntülenmiştir.
Bu haber ile ilgili fotoğraflar
 
Bu haber ile ilgili video
 
Yorumlarınız
 » 7 mart 1983 armutçuk grizusu ile soma´da yaşanan yangın ve yüzlerce kişinin öldürüldüğü katliam benzerlikler taşıyor. iki ocakta da prim sistemine bağlı zorlama var. iki ocakta da önlem alması gerekenlerin ciddi ihmali var. iki ocakta da çalışanlar geçim derdi ile ölüm arasında seçim yapmakla yüzyüze kaldıkları halde çalışmak zorunda hissettiler kendilerini. iki ocakta da sağ kurtulanlar yeniden ocakta çalışmak zorunda kalabileceklerini düşünerek işvereni zora sokacak açıklama ve tanıklıklar yerine daha orta yolcu ve devletin sahip çıkması isteğinde birleşen açıklamalar yaptılar. en belirgin tutum ise devletin yönetenlerin "şehitlik" kavramını öne çıkarıp, katliamları "kader" olarak tanımlamalarıdır... -   salim çalık / 29 Mayıs 2014- 00:33
 
IP   54.198.134.104  
Ad Soyad*
Yorum*
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu  
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.  
 
 Günün Diğer Gelişmeleri
23 Nisan 2018
Kdz. Ereğli Belediyesi’nin turizm konusunda toplumdaki farkındalığı arttırmak, turizm bilincini oluş..
23 Nisan 2018
Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde otomobille motosikletin çarpışması sonucu iki kişi yaralandı. Yaralıla..
22 Nisan 2018
Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde devrilen vincin sürücüsü yaralandı...
22 Nisan 2018
Kdz. Ereğli’de, Kdz. Ereğli Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü ile Ören İlk-Orta Okulu’nun ..
22 Nisan 2018
Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde başka bir araç tarafından sıkıştırıldığı iddia edilen kamyonet devrild..
21 Nisan 2018
Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde, Tat Metal A.Ş. ile şirkette yetkili Türk Metal Sendikası arasındaki 2..





 
Anasayfa | S�k Kullan�lanlara Ekle | Yay�n �lkeleri | K�nye | Reklam | Facebook | Twitter | �leti�im
ereglibulteni © 2012-2017 Tüm Hakları Saklıdır