Sık Kullanılanlara Ekle |  Reklam  |  İletişim
  Röportaj 
  “Bağışıklık sistemimizi güçlendirmek gerekiyor”
“Bağışıklık sistemimizi güçlendirmek gerekiyor”
 
   

Usta oyuncu Levent Kırca’nın, EreğliBülteni’ne verdiği röportajı şöyle:

. Oyununuzu henüz izlememiş olanlar için kısa da olsa bize ‘Azınlık’ın ortaya çıkış fikrinden ve içeriğinden söz edebilir misiniz?

Biliyorsunuz ki oyunun adı ‘Azınlık’… Bugün Türkiye’de Atatürkçüler, Cumhuriyetçiler, demokrasiden yana olan insanlar, özgürlükten yana olan insanlar, çağdaşlıktan, ilericilikten yana olan insanlar ne yazık ki çok yalnız kaldılar. Çok az kaldılar, azınlıkta kaldılar. Bu saydığım şekilde düşünen insanlar bir şekilde susturuluyorlar, işlerinden atılıyorlar, hapishanelere sokuluyorlar. Hem kendileri çok ciddi tacizlere uğruyorlar, hem de aileleri, yakınları, çocukları büyük travma yaşıyorlar. Bunu anlatabilmek amacıyla bu Azınlık ortaya çıktı. Bir de ülkemizde gerçekten azınlık olan vatandaşlarımız, yurttaşlarımız da var. Aleviler gibi… Diğerleri gibi… Bunların hepsinin başımızın üzerinde yeri var. Bu nedenle onların sesi olmak için bu oyun hazırlandı. Şimdilik onların sesidir, yarın ne olur bilemiyoruz… Ancak şu ana kadar gayet başarılı şekilde ilerledik. Yüze yakın oyun oynadık. 7-8 ödül aldık. Onların sesi-soluğu olduk, bu da bana çok gurur veriyor.

. Azınlık’ı dün akşam Ereğli’de oynadınız. Usta bir isim olarak, seyircinin tepkilerini, Ereğli seyircisini nasıl buldunuz? Oyun nasıl geçti?

Bizi buraya Atatürkçü Düşünce Derneği’nden çok değerli arkadaşlarımız getirdi. Buradaki 450-500 kişilik salonu dün gece doldurmuşlardı. Oyun çok iyi geçti. Zaten Ereğli çok aydınlık bir yer, çağdaş bir yerdir. İnsanları da öyle… Bölge olarak çok önemli bir yer. Zonguldak, maden işçilerinin yaşadığı bir kent bu anlamda da çok değerli. Aynı zamanda Zonguldak, Bülent Ecevit’in de bölgesidir.
Biz insanlara anlatıyoruz, insanlara unuttuklarını hatırlatıyoruz, insanlara cesaret veriyoruz, ‘korkmayın’ diyoruz. Çünkü ne yazık ki insanlar sindirildiler, korkutuldular. Bugün böyle bir rejim var. Bu nedenle biz de insanlara cesur olmalarını aşılamaya çalışıyoruz.

. Bir sanatçı olarak, (zaten oyununuzda da gerek kafamıza çakarcasına, gerek ince ince bazı mesajları veriyorsunuz ama) ülkenin bugünkü durumuna dair neler söylersiniz?

Ülkenin bugünkü durumuna dair söyleyeceklerimi işte bu bir buçuk saatlik oyunda söylüyorum. Açık açık söylüyorum. Bazen sesimi yükselterek söylüyorum. Bazen mizahla söylüyorum. Geleneksel orta oyunu yapısında bunları söylüyorum.
Ülkenin bugünkü durumunu ben şahsen karanlık görüyorum. Cumhuriyetin tehdit altında olduğunu düşünüyorum. Ama bütün bunlara karşı çıkarken de, demokratik kurallar çerçevesinde sandık başında, gereken insanlara gereken derslerin verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

. Ülkede kimi zaman sanat eserleri konusunda da çıkışlar olabiliyor. ‘Ucube heykel’ polemiği, en son olarak Muhteşem Yüzyıl tartışması gibi… Diğer taraftan da yazar-çizerlere davalar açılıyor. Bir ekol haline getirdiğiniz Olacak O Kadar’ın 21 yıllık yayın yaşamında, bu iktidar döneminde yayından kaldırıldığını söylediniz. İktidar, yazan-çizen, düşünen, sanat üreten insanlara ‘üretmeyin’ mesajı mı veriyor?

Evet, çünkü bunların sanatla falan ilgileri yok. Sanatla işleri yok. Çünkü bu sistemde, bu anlayışta, bu dünya görüşünde ülke bir yerden bir yere gidiyor. Bir yerden bir yere doğru hareket halindeyiz. Bu gidişat içerisinde tabii sanata yer yok. Güzel sanatların her türlüsüne yer yok. Müzik tamamen bunların anlayışıyla yürüyor. Heykeller yıkılıyor, karikatüristler hapis yatıyor, kitaplar taslak halindeyken toplatılıyor, yazarlar hapis yatıyor. Bunların sanatla falan bir işi yok.
Bunlar tamamen din üzerinden siyaset yapıyorlar. Onun için de sanatın yeri yok. Olmayan sanatın nesini tartışalım? Tiyatroları kapatıyorlar, televizyon programlarını yasaklıyorlar. Çünkü bunların götürmek istediği Türkiye’de televizyon olacak ama diziler olmayacak, sadece belgeseller olacak, sadece dini programlar olacak. Çünkü komşu ülkelerimizde örneklerini görüyoruz. Müzelere falan önem vermiyorlar. Çünkü onlar için heykelin değeri yok. Yani bu bir felaket! Sanatı yok etmeye, engellemeye çalışmakla; açıkçası insanların damarlarını kesiyorlar!

. Bir taraftan da en hamasi demokrasi nutukları atılıyor. Bu ironiyi nereye koyacağız?

E onu yapacaklar tabii… Kandırmaca, yutturmaca olmadan politika olmaz. Kandıracak, yutturacak.
Mesela şimdi Muhteşem Yüzyıl’a yönelik yaptığı şey, Muhteşem Yüzyıl’dan kaynaklanmıyor. Onu yasaklamak istese, zaten o kanalın sahibi yandaş, arkadaşı ve dostu… Ona, ‘Kaldır bu programı yayından’ der ki, kaldırır ve kimsenin de ruhu duymaz. Kanalın yöneticisi de, ‘Arkadaş bu program bize pahalıya geliyor, bütçemizi aşıyor o nedenle kaldırmak zorunda kaldık’ der, sorun olmaz. Ama öyle bir şey ortaya atıyor ki, o sırada tekkeleri, zaviyeleri, yeni kanunları geçirsin diye… Bunları polemik olarak yaparlar. Bunlar, politikacıların oyunlarıdır.

. Arka planda daha büyük şeyler var diyorsunuz…

Tabii tabii, arka planda gizlediği, gizlemek istediği şeyler var…

. Dış basın Erdoğan için ‘ülkenin tek sultanı olmak istiyor’ diyor, içeride bazı aydınlar diktatörlüğe dönüşüme, tek adam rejiminden söz ediyorlar. Başbakan Erdoğan için ne dersiniz?

Erdoğan, dışarının, özellikle Amerika’nın, Avrupa’nın dizayn ettiği bir şahıstır. Getirtilmiş, bugün tek başına hükümet olması mümkün olmayan, ancak arkasında Amerika olduğu zaman, Amerika’nın da sebepleri var. Amerika Orta Doğu ülkeleriyle kafayı bozmuş durumdadır. Bunları dağıtması lazım, bunları birbirine katması, karıştırması lazım. Amerika’nın işi çok!
O nedenle Amerika’nın kendisine itaat edecek, Amerika’ya ‘Eyvallah’ diyecek, bir takım şeyleri peşkeş çekecek yöneticilere ihtiyacı var. Amerika beğenmese bunun yerine başka birini getirir, ‘Bu da nereden çıktı’ dersiniz. Onu başarılı bulanlar, arkasında Amerika olmadan bu adam böyle olamaz. Bence başarılı da değil. Dış politika sıfır, ekonomi politikası sıfır, sanat politikası sıfır… Neye hizmet eder? Din üzerinden siyaset yapar ve Amerika bölme stratejisine hizmet eder. Biliyorsunuz ki, ‘Ben BOP eş başkanıyım’ diyor. Yani, ‘Büyük Orta Doğu Projesinin eş başkanıyım’ diyor. Yani, ‘Amerika’nın Orta Doğu’yu parçalamak, Türkiye’yi parçalamak, Türkiye’nin topraklarında Kürdistan kurmak, Ermenistan kurmak projesinde destekçisiyim’ diyor. Ben daha ne diyeyim? Bunları kendisi söylüyor.

. Zaman zaman Silivri’ye gittiğinizi, oradaki duruşmaları izlediğinizi ve orada neler yaşandığına bizzat tanık olduğunuzu biliyoruz. Konuk olduğunuz Zonguldak’ın da bir milletvekili, Prof. Dr. Mehmet Haberal, dört yıla yakın süredir tutsak bulunuyor. Ülkesine bilim, tıp, eğitim alanlarında sayısız hizmette bulunmuş bir insan, bir milletvekili bugün ne yazık ki parmaklıklar arkasında… Haberal için ne söylersiniz?

Hepsi birbirinden farklı değil bence, hepsi aynı mücadelenin içerisindeler. Bu insanlar şimdiden birer kahraman oldular. Çünkü bunların uluslarını sevmelerinin ötesinde, Atatürk’ü sevmelerinin ötesinde, Türkiye’ye olan katkıları, Cumhuriyeti payidar etmek için çabaları ortadadır.
Haberal’ı değerlendirecek olursanız; böyle bir bilim adamının, böyle bir bilim ışığının, eğitimli bir profesörün, doktorun, böyle bir cerrahın içeride tutulması tabii akıllara zarar bir durumdur. Ve hiçbir sebep de yok ortada… Hiçbir delil yok. Düzmece delillerle, uydurmaca delillerle bu insanları içeride tutuyorlar.
Sayıları o kadar fazla ki… Ben oyunumda Mustafa Balbay ile Tuncay Özkan’dan söz ediyorum ama onları simge olarak seçtim. Oradaki binlerce insanı tek tek saymaya imkan yok. Aynı durum İlker Başbuğ için de geçerli. İrticanın üstüne gittiği için, irticayla mücadele ettiği için içeride…
Haberal’ın özel de bir durumu var. Çünkü bu adam bir cerrahtır. Dışarıda olursa hayat kurtaracaktır, günde bilmem kaç ameliyata girecektir. Ama onların umurunda değil. Onlar politik amaçla hareket ediyor.
Yani bu ülkenin ilericilerinin, aydınlarının, Cumhuriyetçilerinin bir şekilde susturulması gerekiyordu. Onları hiç kiloya, daraya vurmadan, hiç ayırım yapmadan alıyorlar ve kafeslerin arkasına kapatıyorlar. Tüm gerekçe, Cumhuriyete yönelik saldırıdır. Başka hiçbir sebebi yok. Bunu bir şekilde kırmamız lazım. Ama demokratik bir şekilde, sandıkla kırmamız lazım.

. Bu noktada, ‘Ben ülkemi seviyorum, ülkemin bütünlüğünü savunuyorum, Atatürkçüyüm, Cumhuriyetçiyim’ diyen aydınların, bu dönemde nasıl bir duruş sergilemesi gerekiyor?

İnsanların genelde hiçbir şeyden haberi yok. Yani insanlar uyuyordu. Şu anda da uyuyorlar. Anlattığım şeyleri ben nereden biliyorum? Bilmem gerektiği için biliyorum. Çünkü bir Türk aydını olarak, bir sanatçı olarak, bir vatandaş olarak bilmek zorundayım. Bunları nereden biliyorum? Bunlar bana özel bir bilgi olarak gönderilmiyor ki…
Öncelikle bizim insanımızın, yurttaşımızın neyi okuyacağını, hangi gazeteyi okuyacağını, hangi kanalı, hangi televizyonu seyredeceğini, dünyaya nasıl bakacağını, televizyonların-gazetelerin hangisinin kendisini uyuttuğunu artık bilmesi lazım.
Tamam, tepki göstermiyor. Tepki göstermese bile, kendini kültürel olarak geliştiren bir insanın duruşu dahi, bir duruştur. Elinde olmadan tavrını gösterir. Bizim insanımız bilinçli olmak, aydın olmak zorundadır. Neyin ne olup, ne bittiğini, nasıl yönetildiğini bilmek zorundadır. İnsanların belli bir dünya görüşünün olması lazımdır. Sen nesin? Hangi hükümetin, hangi iktidarın adamısın? Senin dünya görüşün, kültürün nedir? Yarın çocuklarının nasıl bir ülkede yaşamasını, nereye varmasını, nereye gitmesini istiyorsun? Bırak ülkeyi, kendi çocuğu için insanın bu tavrı ortaya koyması gerekir. İşte okulların, eğitim sisteminin hali… Bunun da adresi çok basit. Bugün ülkede okunacak iki-üç gazete var. Halen Hürriyet gazetesi en çok satılan gazeteyse, ben ülke için üzülürüm. O zaman ülke, yaşadığını hak ediyor demektir.
Bugün Aydınlık, Cumhuriyet, Yurt, Sözcü okursunuz; belki yanına bir-iki gazete daha eklenebilir. Bugün doğru-düzgün bilgi almak istiyorsan, Ulusal Kanal izlersiniz, birkaç televizyon daha var… Bunlara bir şekilde ulaşacaksınız.
Yani, nasıl beslenmek için yemek yiyorsunuz, gıdayla, vitaminle vücudunu besliyorsunuz; okuyarak, doğru haber alarak, doğru yorum yaparak, meselelere hakim olup, kültür seviyenizi artırmanız gerekir.
Hasta olmayalım diye bağışıklık sistemimizi güçlendirmeye çalışıyoruz, öyle değil mi? Bugün Türkiye’nin bağışıklık sistemi zayıftır. Teşhis budur: Bugün Türkiye’nin bağışıklık sistemini güçlendirmesi gerekiyor. Hemen reaksiyon gösterilsin mücadeleye giriş, işinden atıl demiyorum. Ama önce neyin ne olduğunu bil.

. Bu söylediğiniz, aydın olmanın da ötesinde her yurttaşın bir sorumluluğu…

Çocuk yetiştiriyorsunuz, ebeveynsiniz. Her şeyden önce, sen bir yol göstericisin. Sen çocuğunu adam gibi yetiştirmek mecburiyetindesin ki, çocuk ‘Annemizin-babamızın bize çok faydası oldu, bizi doğru yönlendirdiler, doğru eğittiler, eğitim yolumuzu onlar seçtiler’ desin. Yoksa hayatları boyunca ‘Annemin hatası, babamın hatası’ der. Yani bugün anne olmanın, doğurmanın ötesinde görevleri vardır. Baba olmanın, doğurtturmanın ötesinde görevleri ve sorumlulukları vardır. Bu sorumlulukları yerine getirmek zorundasın.
Şimdi vatandaşlarımızın, gençlerimizin dinlediği müzikten tutun, izlediği televizyon programından tutun, nedir bu pop şarkılarının rezilliği?.. Vatandaş kendisi seçer ve vatandaş istediğiyle yönetilir. Vatandaş o müziği dinlemezse çalamazlar ki… Vatandaş o gazeteyi almazsa, basamazlar ki… Burada belirleyici olan halktır. Halkın öncelikle duruşunu ortaya koyması gerekir. Eğriyi doğruyu ayırt etmesi gerekir.
Bugün sanatçı çıkıyor, İbrahim Tatlıses ‘Başbakan doğru söylüyor’ diyor. Halil Ergün gibi eski bir devrimci, ‘Yetmez ama evetçiyim, bugünkü hükümete oy verdim’ diyor. Bunlar bence utanılacak şeylerdir. Bunlar bunu menfaatleri için yapıyorlar, küçük hesapları için yapıyorlar. En ucuzu, en tehlikelisi de budur.
(Sabriye AŞIR) Bu haber 948 kez görüntülenmiştir.
Bu haber ile ilgili fotoğraflar
 
Bu haber ile ilgili video
 
Yorumlarınız
 
IP   54.237.183.249  
Ad Soyad*
Yorum*
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu  
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.  
 
 Günün Diğer Gelişmeleri
31 Ağustos 2020
Zonguldak’ta seyir halindeki kamyonetin freni boşaldı. Freni boşalan kamyon park halindeki araçlara ..
29 Ağustos 2020
İş insanı, heykeltıraş Mehmet Gazioğlu, kentin simgesi olan sarı ve yeşil renklerde 2 çelik heykeli,..
28 Ağustos 2020
Kdz. Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle şu kutlama mesajını y..
28 Ağustos 2020
Kdz. Ereğli Belediyesi’nin sağlıklı tarımı desteklemek, yerel tohumu korumak, çoğaltmak, halka dağıt..
26 Ağustos 2020
Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde kurulma çalışmaları başlatılan Bülent Ecevit Üniversitesi Karadeniz Er..
25 Ağustos 2020
Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde köpeği ile birlikte uçurumda mahsur kalan kişi, itfaiye ekiplerinin ya..





 
Anasayfa | S�k Kullan�lanlara Ekle | Yay�n �lkeleri | K�nye | Reklam | Facebook | Twitter | �leti�im
ereglibulteni © 2012-2019 Tüm Hakları Saklıdır