Sık Kullanılanlara Ekle |  Reklam  |  İletişim
  Röportaj 
  Milli Mücadele’nin 100. Yılında “telgraf cephesi” ve PR Gizli Telgraf Merkezi
Milli Mücadele’nin 100. Yılında “telgraf cephesi” ve PR Gizli Telgraf Merkezi
 
   



     Kitapta, İstanbul’un işgal altında olduğu 1920 yılında, İngilizlerin elinde bulunan İstanbul Merkez Postanesi’nin (bugünkü Sirkeci Büyük Postane) bodrumunda, bir portakal kasasının üzerinde ve gaz lambası ışığında canları pahasına çalışmaya başlayan ve İstanbul’daki milli güçlerin Ankara ve dolayısıyla Anadolu ile haberleşmesini sağlayan bir avuç vatansever telgrafçının kurduğu PR Gizli Telgraf Merkezi’nin faaliyetleri ele alınıyor. Bu faaliyetleri akademik düzeyde inceleyen ve kitap çalışmasını 119 arşiv belgesiyle destekleyen Başkent Üniversitesi Atatürk İlkeleri Uygulama ve Araştırma Merkezi (ATAMER) Öğretim Üyesi Dr. Halil Özcan, Bütün Dünya’nın sorularını yanıtladı.


    . Osmanlı telgraf iletişimiyle Batı’yla aynı dönemde tanışıyor. İlk hatlar İngiliz ve Fransızlar tarafından çekiliyor ve bu ülkeler Osmanlı ile müttefik durumdalar. Buna karşın Osmanlı yönetimi bağımsız telgraf hatları oluşturma çabasına giriyor. Neden böyle bir gereksinim doğuyor?
     Kırım Savaşı’na rastlayan dönemde (1853-1855) müttefiklerimiz olan İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Devletinde telgraf hatları çektikleri doğrudur. Türk askeri makamlarının İstanbul ile haberleşmesi ancak bu devletlerin aracılık ve izniyle yapılabilmekteydi. Dolaysıyla müttefiklerden bağımsız olarak da haberleşebilmek için Osmanlı Devleti kendi telgraf hatlarını çekme kararı aldı.

    . Osmanlı yönetiminin çektirdiği bağımsız telgraf hatlarının masrafları nasıl ve neden halk tarafından karşılanıyor?
     Kullanımı yaygınlaştıkça stratejik açıdan önemi daha da artan telgraf haberleşmesi Osmanlı Devleti için, ülkenin her tarafını merkezi otoriteye bağlayan bir sistem haline geldi. Dönemin Osmanlı padişahları da merkezi otoritelerini ülkenin her tarafında daha etkin kullanmak için telgraflardan yararlanmayı gerekli gördü. Ancak devletin ekonomisi bu masrafları karşılamayacak kadar zayıftı. Onun için telgraf hatlarının çekildiği yerlerdeki halktan destek istendi. Bu destek, şehir ve kasabalardan toplanan paradan başka genellikle işgücü yardımı şeklinde de kendisini gösteriyordu.

    . Osmanlı padişahlarının yaygınlaşması için çaba gösterdikleri telgrafın, Osmanlı’nın yıkılmasına giden süreci de hızlandırdığını belirtiyorsunuz. Bu nasıl oldu?
     Telgraf haberleşmesi, bir süre padişahların otoritesine katkı sağladıysa da daha sonra Osmanlı hanedanlığını frenleyen ve sona erdiren bir araç haline geldi. Örnek vermek gerekirse, II. Abdülhamit’e karşı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önce Rumeli’de sonra tüm Osmanlı yurdunda örgütlenmesinde posta ve özellikle de telgraf teşkilatının çok önemli katkısı vardı.

    . Telgraf iletişiminin İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesinde de etkisi olduğunu ifade ediyorsunuz…
     Evet, 3 Temmuz 1908’de Resneli Niyazi isyanı başlatıp dağa çıktığında, hem isyan hem de isyanın gerekçesi olan haksızlık ve eşitsizlik temalarını İttihat ve Terakki Cemiyeti, telgraflarla ülke ve dünyaya duyurdu. Artık padişah fermanına karşı telgraf teşkilatı kullanılıyordu. İsyan başladığında şehir ve kasabalarda toplanan halk padişaha “anayasayı yürürlüğe koyması” için telgraf çekiyordu. 23 Temmuz’da Makedonya’dan yağmaya başlayan telgraflarda anayasa ilan edilmediği takdirde tahtta değişiklik yapılacağı belirtiliyordu. Bunun üzerine II. Abdülhamit, Yıldız Sarayı’nda Nazırlar Kurulunu topladı. Kurulda, Makedonya’dan gönderilmiş olan 150 kadar telgraf okunduktan sonra da II. Meşrutiyet’in ilan edildiği Makedonya’daki Genel Müfettişliğe ve valiliklere telgrafla bildirildi.

    . Telgrafla haberleşme Milli Mücadele’nin örgütlenmesini ve başarıya ulaşmasını nasıl ve ne denli etkilemiştir?
     O günün en etkili ve stratejik haberleşme cihazı telgraftı. Bu nedenle telgrafhanelerin kontrolü vatana sahip olabilmenin ve onu yönetebilmenin ön şartıydı. Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’ya geçtikten sonra telgraf haberleşmesini kullanmak suretiyle Kolordu Komutanlıklarıyla temas kurarak işe başladı. Komutanlardan bölgelerindeki gelişmeleri telgrafla en seri şekilde kendisine bildirmelerini ve aynı zamanda onlardan işgallere karşı halkı aydınlatarak teşkilat kurmalarıyla işgalleri yabancı devletler ve İstanbul Hükümeti nezdinde telgrafla protesto etmelerini ve protesto mitingleri düzenlemelerini istedi.
     Mustafa Kemal Paşa bir müddet sonra valiliklerle ve müstakil mutasarrıflıklarla da haberleşmek için telgrafı kullanmaya başladı. Bunların sonucunda telgraf haberleşme trafiği yoğunlaştığında kendiliğinden öyle bir durum ortaya çıktı ki, Mustafa Kemal Paşa kendisini bu telgraf haberleşmesinin “merkez santrali” konumunda buldu. Bundan sonra, örgütlenme ve Milli Direniş telgraf ile yönetilmeye başladı. Kısaca, 1919-1923 yılları arasında telgraf, Mustafa Kemal Paşa tarafından etkili bir şekilde kullanılarak, hem saltanat-hilafet makamını ve İstanbul Hükümetini dize getirmede hem de milli birliği sağlayarak mücadeleyi zafere ulaştırmada hayati bir rol oynadı.

    . İşgal günlerinde Anadolu’daki telgraf memurları İstanbul Posta Telgraf Müdürlüğü’nün emirlerini çiğneyerek Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne bağlı kalıyorlar. Aslında bugüne dek üzerinde pek durulmamış bir “telgraf cephesi” olduğunu söylemek sanıyorum yanlış olmaz değil mi?
     Evet oldukça doğru ve etkili bir tanım kullandınız. Aslında İstanbul ile Anadolu’da bulunan Mustafa Kemal Paşa arasında bir millet egemenliği ile birlikte telgrafhaneleri kontrol etme mücadelesi olduğu gerçektir. Çünkü İstanbul Hükümeti telgraf haberleşmesi yapamadığı yerleri yönetmiyordu. Telgraf cephesi ve savaşına en güzel örnek sanırım Sivas Kongresi’nden sonra Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’nun İstanbul ile telgraf haberleşmesinin yasaklaması üzerine İstanbul’daki Damat Ferit Hükümetinin istifa etmek zorunda kalmasıdır. Telgrafçılar, görevleri gereği olup bitenlerden haberdar oldukları için İstanbul’un emirlerine rağmen vatanın kurtuluşunu Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde görerek onu desteklediler. Mustafa Kemal Paşa da Nutuk’ta üç yerde telgrafçılara tarih önünde bu fedakâr hizmetlerinden dolayı teşekkür eder.

    . İstanbul’un işgalinden (16 Mart 1920) yaklaşık yedi ay sonra (26 Ekim 1920) PR Gizli Telgraf Merkezi hangi amaçla, ne koşullarda ve nerede kuruluyor?
     İstanbul’un ve merkez telgrafhanesinin işgaliyle Anadolu’nun ve Ankara’nın İstanbul ile haberleşmesi kesildi. Bir süre sonra işgal güçlerinin sansür heyeti denetiminde İstanbul’da telgraf haberleşmesi başladı. Ancak asıl sorun, esaret altındaki İstanbul’daki milli gruplar ile umudun şehri Ankara’nın ve umudun lideri Mustafa Kemal Paşa’nın haberleşememesiydi. İstanbul’un Ankara’ya ve Milli Mücadele’ye desteği bu haberleşmeye bağlıydı. Çünkü istihbarat, mühimmat ve personel desteği İstanbul’da idi. Milli gruplar da bunun için çalışmaktaydı. Ancak öyle faaliyetler vardı ki, anında milli grupların ve Ankara’nın birbirine haber vermesi gerekiyordu.
     İhsan Bey, işgalden kısa bir süre sonra İstanbul Merkez Telgrafhanesi Müdürü olarak atandığında, Milli Mücadele’nin başarıya ulaşması için Ankara’daki Mustafa Kemal Paşa ile haberleşmenin gerekli olduğuna inandı. Sadece kariyerini değil, hayatını da tehlikeye atma pahasına bir gizli telgraf merkezi kurmaya karar verdi. Bunun için kendisine çekirdek bir kadro oluşturdu. Hat Başçavuşu Mümtaz (Tekmen) Bey ve Telgraf Memuru Cevad (Besen) Bey ile birlikte gizli merkezin yerini belirledi. Seçilen yer, işgal edilmiş olan İstanbul Merkez Telgrafhanesi’nin bodrumunda bulunan terkedilmiş bir odaydı. Ancak binanın içi ve dışı İngiliz askerlerinin kontrolü ve denetimindeydi. Mümtaz Bey, buraya bir hat kablosu çekecek, Cevad Bey de telgraf makinesini kullanacaktı.

    . Böylesi bir merkezin kurulması Ankara’da nasıl karşılanıyor? Kuşkulanılıyor önceleri değil mi?
     Evet, Ankara, İstanbul’da bir gizli telgraf merkezinin kurulmasına sevinmekle birlikte bu duruma haklı olarak kuşkuyla yaklaşıyordu. Çünkü kurulan merkezin İstanbul işgal kuvvetlerinin bir tertibi olmasından şüphe ediliyordu. Bu sebeple de bir ay İstanbul’a cevap verilmedi ve İstanbul’daki gizli örgüt elemanlarına el altından tahkikat yaptırıldı. İstanbul Telgraf Müdürü İhsan Bey’in ve arkadaşlarının hayatlarını tehlikeye atarak bu gizli merkezi kurdukları ve Ankara’nın tamamen emrinde oldukları teyit edildikten sonra Ankara ilk mesajını yaklaşık bir ay sonra gönderebildi.

    . Merkezin taşınması gereksinimi neden doğuyor ve çalışmalarına nerede devam ediyorlar?
     Az önce söylediğim gibi PR Gizli Telgraf Merkezi İstanbul Merkez Telgrafhanesinin bodrumunda kurulmuştu. Telgraf haberleşmesi sağlandıktan sonra, Ankara’da direniş daha da güçlenmeye başlandı. Bu durum, İngilizleri şüpheye düşürdü ve Ankara ile haberleşmeyi tespit edebilmek için işgal güçleri, yoğun çaba gösterdi. Yaptıkları teknik ve fizikî takipler sonuç vermedi. Şüphe duydukları her yere bakmakla birlikte, kendi işgalleri altındaki postanenin bodrum katına bakmak akıllarına gelmiyordu.
     Bir müddet sonra, İngilizler var olduğunu düşündükleri ancak ortaya çıkaramadıkları gizli telgraf merkezini ihbar edecek olanlara yüklü bir altın vaadinde bulunduğunda bir Türk memuru, şüphelendiği gizli merkez memurlarından birisini takip ederek yeri tahmin etti ve İngilizlere ihbarda bulundu. Bunu önceden haber alan İhsan Bey ve milli gruplar, baskından önce gizli merkezdeki malzemeleri Mümtaz Bey vasıtasıyla kaçırmayı başardı. İhsan Bey, evinde telefon hattı olması nedeniyle yine bir fedakârlık ve kahramanlık örneği daha göstererek PR Gizli Telgraf Merkezi’ni kendi evine taşıma kararı aldı.

    . Bu Gizli Telgraf Merkezi’nden Ankara ile yapılan haberleşmelerin Milli Mücadelemizin kazanılmasına ne gibi katkıları oluyor?
     PR Gizli Telgraf Merkezi kurulduktan sonra Felâh Grubu ve Müdafaa-i Milliye’nin Ankara ile doğrudan şifre haberleşmesi sağlanmış oldu. Ankara’ya İstanbul’dan istihbarat, silah, mühimmat ve insan desteği daha da arttı. Bunun yanı sıra İhsan Bey ve memurların Yunan kuvvetleri hakkında edindikleri bilgileri Ankara’ya ulaştırmaları, Ankara’ya muhabere malzemesi desteği sağlamaları ve savaşın sonucunu etkileyecek kimi kritik telgrafları risk alarak gündüz çekmeleri çok önemli katkıydı. Bu katkıyı da zaferden sonra Atatürk “Milli Mücadeleyi telgraf telleriyle kazandık” sözleriyle dile getirmekteydi.

    . Gerek bu merkezin kurucusu İhsan Pere’nin ve ilk memuru Cevad Besen’in yayımlanmamış hatıratlarını okumanız gerekse de bu araştırmalarınız kapsamında tüm aşamalarıyla bu merkezin öyküsünü incelemenizi göz önüne aldığımızda, sizi en çok etkileyen noktalar neler oldu?
     Öncelikle ben bu çalışmaya İhsan Bey’in yayımlanmamış anılarını okuyarak başladım. Sonra Cevad Bey’in hatıraları ile gazete ve dergide çıkan yazıları inceledim. Bunun yanı sıra işgal İstanbul’unda çalışan gizli teşkilatlar hakkındaki araştırmaları tetkik ettim. Sonra 119 arşiv belgesine ulaşarak Milli Mücadele’nin 100. yılında PR Gizli Telgraf Merkezi’nin gerçekliğini belgeleriyle gün yüzüne çıkardım. İlk etkilendiğim konu, İstanbul’un işgalini öğrenen dönemin Telgraf Başmemuru İhsan Bey’in işgali Ankara yönüne bakan Telgraf Memuru Manastırlı Hamdi’ye yazdırarak Ankara’daki Mustafa Kemal Paşa’ya iletmesiydi.
     İhsan Bey’in kendi evindeki telefona telgraf bağlatarak merkezi evine taşımış olması da hayli ilginçti. İhsan Bey, gizli telgraf merkezini evine taşımakla iki küçük oğluyla birlikte eşinin hayatını da tehlikeye atmış oldu. Çünkü yaptığı işin karşılığı idamdı. Aslında, işgal İstanbul’unda bir gizli telgraf merkezinin kurularak Ankara ile şifre haberleşmesi yapılabilmesi, Türk insanın imkânsızlıklara rağmen fedakârlığının ve zekasının göstergelerinden birisidir. Ayrıca İhsan Bey’in kendisine merkeze vermiş olduğu “PR” işaretini Pere soyadı olarak alması, gizli merkezde memur olarak çalışan Edip Bey’in Giztel soyadını seçmesi ile Atatürk tarafından Manastırlı Hamdi’ye Martonaltı soyadının verilmesi oldukça anlamlı geldi.

    . Bu Gizli Telgraf Merkezi’nden Türk kamuoyu neden ancak 1950’lerde haberdar oluyor? Ayrıca merkezin İstanbul Merkez Postanesi bodrumundaki çalışma alanı ve kullanılan ilk hat neden bu fedakar telgrafçılar hayattayken belirlenip koruma altına alınmıyor?
     Bu sorunuzun cevabını dönemin ruhunda aramak gerekir. Dönemin ruhu itibarıyla yeniden bir savaş ve işgal ortamı düşünülerek benzer bir işgal durumunda aynı tedbirleri alabilmenin mümkün olabilmesi için sırlarını ortaya koymak istemiyorlardı. Nitekim İhsan Pere konuşmama gerekçesini Sadi Borak’a şöyle ifade etmişti: “Bu husustaki ifşaatın muhtemel mahzurlarını düşünerek uzun seneler ketumiyeti muhafaza ettim.” Cevad Besen de kendi endişesini açıkça şöyle izah ediyordu: “İstanbul’un işgalinde böyle bir merkezin kurulup uzun müddet faaliyette bulunabilmesi gizliliği ile mümkün olabilirdi. Allah tekrarını lâyık görmesin amma günün birinde böyle bir zaruretle karşılaşılırsa yapılmış olan neşriyat hayli zorlukların sebebi olur.”
     Gizli Merkezde görev alanlar yaptıkları onurlu işin öneminin bilinci içerisinde mütevazi tavırlarını sürdürdükleri için merkezin kurulması, yeri ve kablosu gündeme gelmemiş diye düşünüyorum. 1952 ve 1953 yılında Sadi Borak konuyu gündeme taşımıştı. Ancak bizim çalışmamıza kadar yazılanlardan yola çıkılarak arşiv belgelerine dayalı bir bilimsel çalışma yapılamamıştı. Umarım bizim çalışmamız bu alandaki boşluğu doldurur. Biz de bu konudaki eksikliği gidermek için çalışmamızı, “Milli Mücadelenin kazanılmasına telgrafla destek veren fedakâr ve kahraman telgrafçılarımız (İhsan Pere, Mümtaz Tekmen, Cevad Besen, Edip Giztel, İsmet Tükel ve Cemal Demirel…) ile mücadelenin lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün yüce anısına yüzyıllık minnet duygusuyla...” cümlesiyle atfettik. Ayrıca çalışmamızın Milli Mücadele’nin başlangıcının 100. yılı ile Başkent Üniversitesi’nin kuruluşunun 25. yılında yayımlanması bizi mutlu etti.

(Bütün Dünya dergisinin Mayıs-2019 sayısında yayımlanmıştır.)
(sabriye aşır) Bu haber 325 kez görüntülenmiştir.
 
 
Yorumlarınız
 
IP   35.173.47.43  
Ad Soyad*
Yorum*
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu  
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.  
 
 Günün Diğer Gelişmeleri
09 Eylül 2019
Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde kamyonet sürücüsünün direksiyon hâkimiyetini kaybetmesi sonucu meydana..
09 Eylül 2019
Zonguldak’taki bıçaklı kavgada yaşamını yitiren Özkan Ekici’nin cenazesi hastanede yapılan otopsinin..
09 Eylül 2019
Zonguldak’ın Ereğli ilçesi Kandilli Beldesi Türkiye Taş Kömürü Kurumu Armutçuk Müessesinde çalışan v..
09 Eylül 2019
Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık, Bosna Hersek Zenica Doboj Kanton Başbakanı ve bakanları Ereğ..
09 Eylül 2019
Kdz. Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık, Karadeniz Bölge Komutanı Tuğamiral Hüseyin Sami Uyar’ı ..
09 Eylül 2019
Kdz. Ereğli Belediye Meclis üyelerinden oluşan bir heyet kardeş şehir Düren Belediyesi’nin davetlisi..





 
Anasayfa | S�k Kullan�lanlara Ekle | Yay�n �lkeleri | K�nye | Reklam | Facebook | Twitter | �leti�im
ereglibulteni © 2012-2019 Tüm Hakları Saklıdır